06 Kasım 2009 Cuma
Biz aslında 6 kişilik bir aileymişiz de bilmezmişiz...
05 Kasım 2009 Perşembe
Şimdi...
Nedir bu fotoğrafdaki terslik....7 aylık çocuğun eline "action man" oyuncağı vermek mi?
Çocuğun bu oyuncakla oyalanması mı?
Yoksa çocuğun bu oyuncakla oynamak niyetine ağzına sokması mı?...
Hiçbiri...
Terslik bu oyuncağın aslında bu çocuğun ablasına ait olması...
Terslik ablasının bu oyuncağı kıymete bindirip köşe bucak kardeşinden saklaması...
Terslik ablasının saklamasına rağmen bu çocuğun bu oyuncağa düşkünlüğü...
Terslik bu çocuğun elinden bu oyuncak alındığındaki feryat figan ağıdı...
04 Kasım 2009 Çarşamba
Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor ya hasta ya da yatıyor...

02 Kasım 2009 Pazartesi
Hı?...

01 Kasım 2009 Pazar
Zaman(sız)...
Zaman zaman saçmalıyorum şimdi de bunu farkettim...

30 Ekim 2009 Cuma
Taklit kokan hareketler bunlar...

29 Ekim 2009 Perşembe
37ay+15gün (Bayramlar kaça ayrılır...)
"Kızım bugün cumhuriyet bayramı. Atatürk bu gün..." diye başlayan uzun bir konuşma yapar babası sabah sabah kızına. Dinler bilmiş bilmiş kurabiye babasını.Bu yağmurda...
Dün her odanın altındaki matkaptan ve gürültüden, ayağımızın altındaki o garip sallantıdan kaçacak yer kalmayınca evin içinde... Çocuklar uykusuz sersem tavuklara dönünce... Annemle benim migrenimiz tutup, kocamın siniri tepesine çıkınca hadi dedik gidelim buradan, akşama kadar oyalanacak bir yerler bulalım.


28 Ekim 2009 Çarşamba
Dumanı üstünde hatta tazecik...

Ben de çok sevdim bu gece yarısı cümle alem uyurken örülmüş yeni bıdığı.
Ama aramızda en çok evin küçüğü bayıldı ona. Tadını da sevmiş olacak ki ağzından hiç çıkarmadı üstelik.

Size not: Sakın bunun gözleri kaymış demeyin o da size nerem doğru ki der. Bu arada benim için artık bütün gözler biraz şaşı, biraz kayık... Modelim malum sormaya ne gerek :)...
Kendime not: Sızlanıp duruyorsun iki çocukla tatlı yapamadım döktüm saçtım vıdı vıdı diye ilkay ama bak istersen nelere zaman bulabiliyorsun. Hayır yani insanları ikinci çocuk fikrinden uzaklaştıracaksın, o olacak... Hatta cıkcık cık...
27 Ekim 2009 Salı
Kalp kalbe bu kadar mı karşı olur...
26 Ekim 2009 Pazartesi
Hafızamda çatlak mı var, kaçak mı? Hatırlayamıyorum...
25 Ekim 2009 Pazar
İki çocuk ve hayat...

24 Ekim 2009 Cumartesi
Gezgözarpacık...
Her çeşit balıkla tanıştı...
Ama en çok ortalarda dolaşan ahtapot şeklindeki kukla abilerden korktu...
Kaybolacağım paniği birden peşine düştü de "baba gel" "anne koş" çığlıkları ortalığı birbirine kattı...
O bütün konsantrasyonuyla balıkları izliyor sanırken biz, kardeşini çaktırmadan sevmeye çalışanlara bir bir yandan yandan ciddi bakışlar attı...
Annesinin el süremediği yıldızları, yaratık görünümlü yengeçleri eline alıp üst baş yarı beline kadar ıslana ıslana havuzlarında sevdi...
Koskoca köpek balıklarını pek tınmadı da, kayıp balık nemo ve kardeşlerini bulduğuna çok sevinip yapıştı akvaryuma öp öp bitiremedi "işte buydum sisi yaçasııın" diyerek...
Ama kesmemiş olacak bu kadar atraksiyon ki eve dönerken babasına "şimdi de amazon oymanına mı gidiyoyus babajım" diye soruyordu... "Ah kızım açılsa istanbula bir şubesi hemen" diyor babası:)

22 Ekim 2009 Perşembe
Eğil bak kulağına bişey diycem, ama aramızda kalsın tamam mı {korkuyorum}...
İstediğini yaptırmak için "ay sen ne şekey biy anesin öle hadi bakayım bana biy tatlı bişey vey bakayım seni gibi gibi" diye beni kandırmaya çalışan, istemediği olduğunda kaşı gözü buruşturup "bana baksana sen, sen ne biçim biy aneesin çabuk çekil buydan" diye buyuran kızımdan...
Ve ileriki zamanlardan, çok değil taş çatlasın 6 hadi bilemedin 12 ay içinde başıma geleceklerden korkuyorum...
Masum gülücüklerine aldanmamak lazım ecinni bunlar, bildiğin...

Nasıl oldu anlamadım ama iyiyim şimdi...
Ama olsun evi dikiz aynasından görebilmek bile iyi geldi ilk etapta, sonrasına bakarım daha da açılırım herhalde aradaki mesafe arttıkça dedim...
Malum çorapları almak için kaç mağaza dolaştım sahi... Bu arada hazır sukunet içindeyken kulaklarım, hem de telefonda kendi konuştuğumu anlayabilecek durumdayken, bir dolu arkadaşımı aradım... Aranıp dönmediklerimi, uzun zamandır naber demediklerimi, sesi soluğu çıkmayanları, özlediklerimi, bana küsenleri, benim küstüklerimi...
Sonunda karşıma iki depresyon, bir işler kötü gittiğinden buhran, bir intiharını planlayan, bir işten istifa artık ev kadını, bir ayrılığın eşiğinde ilişki, bir şehir değişikliği çıktı.
Şaka mı bu, hani arkadaşlarımın ağız birliği yapıp beni kafaya aldıkları cinsden...
Eve döndüm suratımdaki garip ifadeyle, kocam "ee bulabildinmi çorabı" dedi muzurca ve kendince anladığını belli etmeye çalışarak. "Yok ama artık kendimi daha az sıkıntılı hissediyorum, hani beklide de sıkıntısız bile denebilir" dedim. "Daha sık çorap almaya git istersen, bak yaramış sana" dedi.

Herkes ayrı bir kıta ve her kıta etrafını çevreleyen kendi okyanusunda boğuluyor yani.
Şimdi normal bir insan bu kadar sıkıntıyı dinledikden sonra bile omuzlarını düşürür dimi. Ama ben sonrasında nasıl daha çok bunalmayıp bu noktada olduğuma şaşırsam da sanırım, ya kendimi nasılsa herkes sıkıntıda diye teselli ediyorum içten içe, ya bu kadar sıkıntılı insanın arasında kendimi yanlız hissetmiyorum total sıkıntı miktarımdan dolayı, ya da benim de sıkıntım mı varmış diyorum avunuyorum... hatta peh diye de ekliyorum sıkınıtm mı varmış benime...
Peh...
20 Ekim 2009 Salı
Biraz vanilya, bir fincan ve bol tarçın işte çocukluğum...

Bir zarf dolusu gülücük...

Geçmiş olsun diyor kartta, kardeşini öp benim için diyor.15 Ekim 2009 Perşembe
Bazen pek çok iyi şeyin sebebi bu blog oluyor ya hadi bakalım...

Yedim ama bir sebebi vardır mutlaka...
Hastayken, sinirliyken, yolculuk yaparken, sınava girerken, üzgünken,14 Ekim 2009 Çarşamba
Hastayken yapabildiklerim ne şaşırtıcı oysa...


12 Ekim 2009 Pazartesi
Hayatımın 13723. gününde ben...
Kızına "sen bir çocuksun bense büyük bir adamın" diyerek atışmada son noktayı koyduğunu sanan kocamın kızından aldığı "baba bende bi gün büyük adam olucam o saman da ben sana baayıcam" lafından çok, kocamın yüzündeki şoke olmuş ifadeye GÜLÜYORUM.
Hala elimde sürünen kitabı bitiremeyip kendime daha küçük hedefler koymayı daha mantıklı buluyorum. Mesele artık 50. sayfasına ulaşmaya ÇALIŞIYORUM.
Nobel barış ödülünün ihtimaller dahilinde dağıtılmasına ve yeni sahibine ŞAŞIRIYORUM.
Benim onu tanıdığım nice zamandan sonra ilk defa "ben çok kilo almışım yahu" diyerek ciddi bir rejime giren ve azmedip 8 kilo veren kocama İMRENİYORUM.
Annemin "kızım aman kocan kilo verdikçe sen daha kilolu duruyorsun, ya sen de zayıfla yada onun rejimini engelle" espirisi aklıma geldikçe kahkaha ATIYORUM.
Kurabiye hanımla o benim ben onun sınırlarımıza sonuna kadar dayanınca, 3 yıllık ortak hayatımızın en büyük kavgasını yapıp önce kendimize sonra birbirimize şaşırdık. Şimdi düşündükce benim herşeyden çok kendime şaşırdığımı FARKEDİYORUM.
Bir lokum bey ağlar, bir bu sese kurabiye hanım uyanır, sonra kurabiye hanım ağlar, lokum bey daha da fazla ağlar ve bu tüm gece sürer... Değişen aşı takvimi sonucu 4 aşıyı bir defada yaparak hepi topu 6 aylık bebeğin dumur eyleyenlenmesiyle tüm geceyi ayakta geçirir karıkoca. Ayakta UYUYORUM.
Evimizden ve hengamemizden çoğu zaman kaçar gibi kendi evine giden annemin bizi bir an önce özleyip gelmesini dört gözle BEKLİYORUM.
Beklediğim nice şeyden en beklediğimin bana bu kadar uzak olmasına ve hala olmamış olmasına ÜZÜLÜYORUM.
Geceleri uyanınca bir sebepten, çocukların uyku seslerini büyük bir zevkle DİNLİYORUM.
Ameliyata rağmen hala beklememiz gereken ve tamam herşey yolunda artık denilecek o 1,5 ayın geçmesi için SABIRSIZLANIYORUM.
Üç yaşında kriz yoktur herhalde derken şık bir krizde boğulduğumuzu fark edip, yaşıtları ile benim artık bulunamadığım aktivitelerde bulunabilsin diye kurabiye hanıma eteklerim tutuşa tutuşa kreş ARIYORUM.
Şu üzerimde kalan 17 kilocuğuda bir an önce verebilmeyi İSTİYORUM.
İşim yok ya hayatımın kaç gün kaç saat kaç saniyeden ibaret olduğunu HESAPLIYORUM.
Lokum efendinin canım ne kadar sıkkın olusa olsun bir gülücüğüyle beni hemen toparlamasına BAYILIYORUM.
Benim için ağır olan, onun için oyun sayılan kurabiye hanımın markette "beni yahat bıyak" diye bağırmasını, sevimli ve komik bulup gülen etraftaki insanlara BOZULUYORUM.
Telefonumun hattının sınırsız tarife olmasından sebep, konuşmaların uzayıp en az 45 dakikayı bulmasından ve hatta bitememesinden SIKILIYORUM.
Kızımın kendince uydurduğu ingilizce şarkıları dans ederek söylemesini kahkahalarla İZLİYORUM.
Bundan 10 yıl sonra çocuklar büyüdüklerinde çıkacağım seyahatleri HAYAL EDİYORUM.
Artık sigara içmesem de balkona çıkıp arada sırada elimde kahve bir sigara içimi vakit geçirmesini SEVİYORUM.
13723 mü dedim, neredeyse o bile bitecek ben yazı yazarken... Zaman ilerliyor durmadan... tik tak tik tak... Yazsam da koca bir liste kim bilir yarın neler eksilip neler eklenecek...
11 Ekim 2009 Pazar
Ee Cem de büyüdü, geriye kaç bebek kaldı...
Ele avuca sığmaz enerjik bir şirin surat Cem...
Bir o kadar enerjik ve hamarat anne...
Pastanın üstünde bekleyen süpriz konuklar...
Vee işte Cemin ikinci yaş günü partisi...
Bu partiden geriye...
Bol bol fotoğraf
Makapaka senin upsy benim kavgasından zor kurtulmuş bir pasta...
Vee daha iki yaş krizi yaşamadığından başına geleceklerden habersiz bir anne kaldı...
07 Ekim 2009 Çarşamba
Eğer birgün dedim....

05 Ekim 2009 Pazartesi
Pazar ertesi...
Sahi eskiden bir pazartesi sendromum vardı dimi şimdi gülerek andığım. Hani haftasonlarında sarardı erkenden pazartesinin sıkıntısı... Cumartesi gece dedinmi bir eyvah bitiyor tatil hissiyatının ardından, pazar gününün sabahıyla hepten bir telaş alırdı içimi. Hani eski günlerden kalma pazar banyolarının sabun kokusu ile kolalanmış yakalar, ütülenen önlüklerin kokuları basardı burnuma telaşa ek olarak. İçim kıpır kıpır, epeyce kara, kalbim daha sıkıntılı çırpınır içimde, üstüne "ne bu bee yinemi bitti tatil" lafı dilimde...Şimdi bu yazıyı bu güzel pazartesi gününde yazarken ben, hem de keyifle sabah fotoğraflarımızı ekleyerek gülümsüyorum... Bundan 3 yıl önce aklıma bile gelmeyecek bir sebepden üstelik... Sırf bugün pazartesi diye...

